2 Ocak 2011 Pazar

tramvaydan bir adam ve bir rüya.

blogu açtığımdan beri yazmadım nerdeyse doğru düzgün, öyle her gün yazacak da değilim gerçi zaten ya bu geçen zamanda hiç bir şey olmadı değil "pek tabi" (!)

mesela, bir gece tramvaydan inicem herifin biri aynalı camdan bana bakıyor ısrarla, nereye bakıyorsun diyorum, sana ne, ne konuşuyorsun... bir başlıyor. erkekliği bir kadının ona hesap sormasının altında kalmayacak, taramalı tüfek gibi. -pek fena bi benzetme olmadı bu da- tramvaydan inip eve yürüyorumve apartmanın önünde sokakta bi gariplik fark ediyorum. apartmana girince arkamdan özellikle kapıyorum kapıyı ve beyfendileri kapıya gelip bir işaretler yapıyor, noluyor diye kapıya doğru giderken öpücük yollayıp kaçıyor. erkekliğin şu hallerine midem bulanarak eve giriyorum.

dahası da var ki bu kamusal alanda kadın olmak üzerine, kadın olarak nasıl yaşadığımız üzerine birçok şeyi de gösteriyor sanırım.

yılbaşı gecesinden bir gece önceki rüyam bu, tanımadığım daha çok akdeniz kentine benzer bir yerlerdeyim. güneş güzel, kentin edası güzel. yazlığımsı evler, beton da değiller sanırım. fakat ben bu güzel yerin bir evinde nasıl olduysa herifin biriyle yalnız kalıyorum salon gibi bir yerde. kaçmaya çalışıyorum, kapıyı kapatıyor, çekiyor vs. baya uğraştıktan sonra dışarı atıyorum kendimi. fotoğraf makinam ve çantam içerde kalmış fakat. yürürken bir kadın arkadaşımla karşılaşıyorum ve ona anlatıyorum, eşyalarımı almaya gidiyor o ben de sokaklarda yürümeye devam ediyorum. bir şekilde annemlerle buluşuyoruz sonra ve o adamın olduğu eve gidiyoruz her nedense -belki otel gibi bir şey bu-. söylemiyorum kimseye bir şey o an fakat bu aklımda. evin terasına çıkıp telefonda konuşuyorum biriyle, henüz söylemediğimi fakat babama anlatacağımı söylüyorum konuştuğum kişiye daha önce orda yaşadıklarımı, -neden babama söylicem diyorum, neden hem annem hem babam değil eğer ikisi de o an yanımdalarsa. tanrım içimdeki babasına güvenen kız mı bu?! oiy.- telefonu kapatıp aşağı inen merdivenlere doğru yürüdüğümde kapının arkasından adamın gözlerini görüyorum, beni izliyor-dinliyormuş. kapıyı itmeye çalışıyorum, yapamıyorum hemen, eğer bırakırsam beni öldüreceğini düşünüyorum konuşmamam için ki boğuşurken sanırım, uyanıyorum.

son dönemlerde aile içi taciz tecavüz konusunda belgesel çeken bir arkadaşımla yaptığımız çekim epeyce etkilemişti beni. -belgeselin duyuru metnini de koyayım bloga bi sonraki postta-, eniştemin, levent in -ismini gayet bilinçli yazıyorum buraya- tacizinin hayatımdaki etkilerini anlatmak, yaşadığım genel güvensizlikle bir kere daha yüzleşmek, kuzenimi 4 yıldır görememem ve kim bilir o nasıl etkilendi, neyi nasıl anlattılar ve hayata o ne kadar güveniyor şimdi, zira büyük olasılık ki benim bir taciz yalanı uydurduğumu söylediler ona, başka türlü beni bir şekilde aramaması olası gelmiyor ve tüm bunları tekrar düşünmek, erkek egemenliğinin işgali altındaki hayatımı, bedenimi açıkca dile getirmek... o çekimlerden birkaç gün sonra da kuzenimin beni bulduğunu görmüştüm rüyamda. hatta amargi nin kapısında geliyordu sanki yanıma. ne ilginç.


daha garibi resmen az daha tecavüze uğrayacağım ya da öldürüleceğim rüyadan korkunç kötü uyanmamış olmam. alışılmışlıklarla mı ilgili bu?

nerde, nasıl yaşıyoruz kadınlar olarak dedirtiyor birçok şey, birçok zaman...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder