2 Ocak 2011 Pazar

aile içi taciz tecavüz konulu bir belgesel.

Merhaba,

Görmezden gelinen, üstü örtülmeye çalışılan, çok dramatik ve bunaltıcı bulunarak gerçekliği kabul edilmeyen “aile içi taciz ve tecavüz" konusunu ele alacağımız belgesel filmimizin cekimlerine basladık.

insanların en huzurlu olabileceği aile ortamında yaşanarak kişinin bütün dünyasına sinen, travmalara yol açan aile içi taciz ve tecavüz gerçeğini görünebilir kılmak, eğitim, yasal haklar, yasal yaptırım, mağdurun harekete geçmesini sağlama ve mağduru koruma gibi çözüm yollarına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.
Filmimizde karakterlerimizin hikayelerine tanıklık ederken yaşanan istismarın ne olduğu, sebepleri, toplumsal altyapısı, biçimleri ve çözüm yolları için farkındalık gelistirmeyi hedefliyoruz. Umudumuz istismara maruz kalanlara ve kalmaya devam edenlere yalnız ve çözümsüz olmadıklarını göstermek.

Filmimizde ensestin bölgesel, dinsel, sınıfsal ve etnik tek bir topluma ait olmadığı gerçekliğine dikkat ediyoruz. Belirlemis olduğumuz teknik mağdurun deşifre edilmesini engellemenin yanısıra yaşayan kişinin herhangibir kimse olabileceğini vurgulamayı içermektedir. Tacize maruz kalan kişilerle görüşme isteğimiz sadece var olan gerçeği daha belirginleştirmekten kaynaklanıyor. Bu konuda desteğinize ihtiyacimiz oldugunu belirtmek isterim.

Görmenin cok zor bir eylem oldugunu biliyoruz ve bunu örnekleyen bir deneyimimizi aşağıda paylasıyorum.

Yaptığımız bir sokak ropörtaji
―inanmam, Müslüman! bir baba! bunu kızına! asla yapmaz! (görüĢelen kisi i yas 26, Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi) .


Marmara Unv. Sinema Yuksek lisans mezunuyum. Sosyal konularda belgesel film ve saha calısmalarında yer aldım.
Projemizi Kamer Vakfı aracılıgıyla gerceklestiriyoruz.

Desteğiniz icin simdiden tesekkurler,
sevgiler,
ebubekir

blgslsnm@gmail.com

tramvaydan bir adam ve bir rüya.

blogu açtığımdan beri yazmadım nerdeyse doğru düzgün, öyle her gün yazacak da değilim gerçi zaten ya bu geçen zamanda hiç bir şey olmadı değil "pek tabi" (!)

mesela, bir gece tramvaydan inicem herifin biri aynalı camdan bana bakıyor ısrarla, nereye bakıyorsun diyorum, sana ne, ne konuşuyorsun... bir başlıyor. erkekliği bir kadının ona hesap sormasının altında kalmayacak, taramalı tüfek gibi. -pek fena bi benzetme olmadı bu da- tramvaydan inip eve yürüyorumve apartmanın önünde sokakta bi gariplik fark ediyorum. apartmana girince arkamdan özellikle kapıyorum kapıyı ve beyfendileri kapıya gelip bir işaretler yapıyor, noluyor diye kapıya doğru giderken öpücük yollayıp kaçıyor. erkekliğin şu hallerine midem bulanarak eve giriyorum.

dahası da var ki bu kamusal alanda kadın olmak üzerine, kadın olarak nasıl yaşadığımız üzerine birçok şeyi de gösteriyor sanırım.

yılbaşı gecesinden bir gece önceki rüyam bu, tanımadığım daha çok akdeniz kentine benzer bir yerlerdeyim. güneş güzel, kentin edası güzel. yazlığımsı evler, beton da değiller sanırım. fakat ben bu güzel yerin bir evinde nasıl olduysa herifin biriyle yalnız kalıyorum salon gibi bir yerde. kaçmaya çalışıyorum, kapıyı kapatıyor, çekiyor vs. baya uğraştıktan sonra dışarı atıyorum kendimi. fotoğraf makinam ve çantam içerde kalmış fakat. yürürken bir kadın arkadaşımla karşılaşıyorum ve ona anlatıyorum, eşyalarımı almaya gidiyor o ben de sokaklarda yürümeye devam ediyorum. bir şekilde annemlerle buluşuyoruz sonra ve o adamın olduğu eve gidiyoruz her nedense -belki otel gibi bir şey bu-. söylemiyorum kimseye bir şey o an fakat bu aklımda. evin terasına çıkıp telefonda konuşuyorum biriyle, henüz söylemediğimi fakat babama anlatacağımı söylüyorum konuştuğum kişiye daha önce orda yaşadıklarımı, -neden babama söylicem diyorum, neden hem annem hem babam değil eğer ikisi de o an yanımdalarsa. tanrım içimdeki babasına güvenen kız mı bu?! oiy.- telefonu kapatıp aşağı inen merdivenlere doğru yürüdüğümde kapının arkasından adamın gözlerini görüyorum, beni izliyor-dinliyormuş. kapıyı itmeye çalışıyorum, yapamıyorum hemen, eğer bırakırsam beni öldüreceğini düşünüyorum konuşmamam için ki boğuşurken sanırım, uyanıyorum.

son dönemlerde aile içi taciz tecavüz konusunda belgesel çeken bir arkadaşımla yaptığımız çekim epeyce etkilemişti beni. -belgeselin duyuru metnini de koyayım bloga bi sonraki postta-, eniştemin, levent in -ismini gayet bilinçli yazıyorum buraya- tacizinin hayatımdaki etkilerini anlatmak, yaşadığım genel güvensizlikle bir kere daha yüzleşmek, kuzenimi 4 yıldır görememem ve kim bilir o nasıl etkilendi, neyi nasıl anlattılar ve hayata o ne kadar güveniyor şimdi, zira büyük olasılık ki benim bir taciz yalanı uydurduğumu söylediler ona, başka türlü beni bir şekilde aramaması olası gelmiyor ve tüm bunları tekrar düşünmek, erkek egemenliğinin işgali altındaki hayatımı, bedenimi açıkca dile getirmek... o çekimlerden birkaç gün sonra da kuzenimin beni bulduğunu görmüştüm rüyamda. hatta amargi nin kapısında geliyordu sanki yanıma. ne ilginç.


daha garibi resmen az daha tecavüze uğrayacağım ya da öldürüleceğim rüyadan korkunç kötü uyanmamış olmam. alışılmışlıklarla mı ilgili bu?

nerde, nasıl yaşıyoruz kadınlar olarak dedirtiyor birçok şey, birçok zaman...

20 Aralık 2010 Pazartesi

gerginlik ve reaktiflik.

erkek bedeni o kadar saldırıyla kodlanmış ki zihnimde, tanımadığım erkeklerle dolu olan bir ortamda tanımadığım kadınlarla dolu olan bir ortamdan çok daha fazla geriliyorum. bir noktada artık, bir erkekle aynı sokakta yürümek, aynı ortamda dans etmek vb. gerebiliyor beni ve birçok defa kendime bundan vazgeçmeyi söylesem de ne mümkün bu. evet, sahiplenmiyorum erkek bedeninin bir saldırı, şiddet imgesi olduğu düşüncesini fakat hayat içerisinde o denli süreklilik içerisinde böyle işliyor ki bu, birçok zaman hiç bir şey değilse gerginlik yaratıyor erkek popülasyon.

daha kötüsüyse, bunun farkına dahi o denli kolay varılamıyor.
ne zaman ki en yakın çevremdeki kadınlar arttı ve bir şekilde ortak yaşamlar oluştu ancak o zaman erkek bedeninin bedenimde yarattığı etkiyi gördüm.

kadınlar arası bir dil kurmak diye teorik olarak sahiplendiğim şey bu olsa gerek. ve bu kendi hallerimden birinin farkına vardırdı beni. sırada bunu değiştirmek var demek isterdim fakat o denli kolay değil, hayat, bu denli saldıran erkek bedenlerle örülüyken. bunu söyleyerek bu hali meşrulaştırmıyorum ve kabul ediyorum ki bu reaktife varabilen bir hal. reaktiflik boyutunu değiştirmek üzerine uğraşmalıyım da elbet. zira reaktif tepkiler bana bir güç katmak yerine ancak daha fazla sinir harbi yaşamama neden olabilir.

19 Aralık 2010 Pazar

nerden çıktı bu blog?

teorik, akademik metinlerin ötesinde gündeliğin içinde nerelerde, nasıl hissediyor, nasıl yaşıyoruz erkek egemenliğini, toplumsal cinsiyet rolleri kimi zaman arkadaş ortamlarımızda dahi bedenlerimizi, sözlerimizi, varoluşlarımızı belirlerken nasıl başa çıkıyor, ne yapıyor, neyi yapamıyoruz, arkadaşlık bağları kimi zaman tacizin görünmez kılınmasına yarayan mekanizmalar mı oluyor, toplumsal hareketlerin, erkek egemenliğine karşı duyarlı ortamların içerisinde nasıl, ne zamanlarda kısıltılıyor seslerimiz, sokakta, iş yerinde, okulda, sevgililik-arzu ilişkilerinde varoluşumuz nasıl işgal ediliyor, nasıl sessizliğin içinde çaresiz, çözümsüz hissediyoruz...

bunlar gibi sayısız sorunun gündelik içindeki anlarını paylaşmak, üzerinde kafa patlatmak, bunları tartışmak için yapıldı bu blog. kadınlar arasında kadınların sesini duyuran bir ses olmayı istemekte. ve öncelikle yalnız olmadığımı hissetmek, rızam dışında bedenime saldırmış olan tüm o bakışların, lafların, bilumum uzuvların bozduğu beden bütünlüğümü geri kazanmak için hamle yapabilmem için kadınlar olarak biraraya gelmek için, şu an için bir blog üzerinden.

ve zaten her an yeterince daraldığımız şu hayatta arabesk yapmayı ya da yalnızca karamsarlığı yaymayı da amaçlamamakta. aksine, öfkemizi gücümüzü daha çok ortaya çıkarsın, daha fazla yaksın ateşimizi diye biriktiriyoruz.

hoşgeldiniz kadınlar.
söz bizim.